Friendfeed’ deki misyonumu tamamladım, Bir kaç kelam edeceğim….

5posta’ nın bir yazısı üzerine friendfeed denen sosyal medya olgusuna üye oldum. İlk başta eğlenceli idi, siyasi politik, cinsellik her konuda edeplice yada edepsizce tartışabiliyorduk. Sonra’ dan aklıma bir şey geldi, Acaba sosyal mühendislik* için kullanılabilir mi diye düşündüm. Aslında en çok kullananların başında Kevin Mitnick gelmekte ve “Art of Illussion” adılı kitabın da hack olaylarında insan faktörünün altını da çizmektedir.

Friendfeed’ de ilk gözlemlediğim olgu özellikle kurumlara yada sitelere bağlı çalışanların çok çabuk gaza gelip rengini belli etmesidir. Daha da komiği şu, yahu hakkında bilgi kırıntısı çok az olan bir adama bile lök diye bir çok konu da ayrıntılı bilgi verebiliyor insanlar. Zaten “sosyal mühendislik” olgusu insanların iyi niyetini sömürmeye dayalıdır, atladığınız nokta bu. Gerçi canım ülkemiz de internet kültürü çok fazla gelişmediği için, bunlar normal olabilir denebilir. Ama sırf birbirinin altını oymak adına yapılanlar istihbarat örgütlerine taş çıkartacak cinsten.

İşin daha da komiği, ben “deneme” amaçlı takıldığım dönemde, bir çok şeyi öğrenmek ile kalmadım ayrıntılandırdım da haydi hepsini geçtim, herkes tröllükle fake hesap ile uğraşırken ben gerçekten trölldüm çünkü amacım “bilgi’ nin internette aktığı bir dönemde sosyal ortamdan nasıl bilgi toplanır” I ARAŞTIRMAKTI o kadar. Ha öğrendiklerim neler derseniz admin şifresi öğrenmedim tabii ki, ama hack olaylarında insan faktörünün sadece telefonla yada yüzyüze değil internet ortamında da güvene dayalı olduğunu veya olabileceğini ve insan faktörünün her yerde olduğunu gördüm.

Kısaca demem o ki, ff’ teki öyküm bilgi paylaşımından sosyal mühendisliğe oradan’ da çok sıkı dostluklara kaydı, bu açıklamanın sebebi’ de elimde olan dostluklara saygıdan biraz, biraz’ da bir üst kademeye geçmek istememem. Dediğim gibi ortam gerçekten seviyesiz, burada devlet sırrı elde edilemez bu doğru olabilir, ama özellikle fişleme için kim neci için gayet güzel bir ortam tıpkı facebook gibi.

Bu güne kadar öğrendiklerim bende kalacağı gibi, bundan sonra ff’ e tekrar geri döner miyim? Onu bilmiyorum, kırılan üzülen, hatta sinirlenip küfrü basacak olanlar olacaktır belki umrumda değil 400 takipçiden taş çatlasın 20′ si umrum da onların da beni anlayacağını umuyorum. Sonuç olarak asla internetin pamuk yüzünde olduğumu söylemedim. Sizin fake dedikleriniz’ in çoğu benim umrumda değil. Bir üst kademe ne miydi? Yapmayın lütfen, daha önce yapılan bir şey var ortaya en olmadık çift sevgili gibi atlayıp, milleti trölleyip işletmesi yaşandı ff’ de. Ama tröllerin bile bir amacı yoktur benim vardı ve sonuca ulaştı bu kadar.

Not: Kırılan olabilir şaşıranda fikirlerim kendi fikirlerimdir, ortama karışmak için kendimi olmadığım bir şey gibi göstermenin lüzumu yok neysem oyum o kadar.

Sadece bir meraktı, yapmak istedim ve yaptım bu kadar! Ff’ den edindiğim dostlarım cherrymeichan, darkiself,liquidcool, alex, morkedi, gaykedi, nakhar, nastenka, deptiğimin zencisi, 5posta, ziggy stardust, stuck in the sky, godministrator, atilla, zevgeny, delininbiri, Özgür UÇKAN, Müge Cerman, Deniz, Neşe Uyanık, Barış ATASOY  adını unuttuklarım da olabilir, gibi sağlam insanlar tanıdım – birkısmı ile şahsen tanışmasamda- .

Kısaca demem o ki, sosyal medya tam bir bok çukuru, istediğiniz ile uğraşıp istediğinizi batırabilirsiniz, gerçek isim mi? Yapmayın. :)

Tarafsız olduğunu iddia edilen “Taraf” Gazetesi

Bu yazıdan sonra kıyamet koptu…

http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/sansur.html

Diğer Yayınlayan Bloglar
Hasan Rua – Lektüel
Lermontov – Yıkıcı Tutku
Taylan Seviyesiz Siyaset
Kenar Kenardan
Ali Rıza Esin Durumsama
Cansu Elter Mana Aramayın
5posta Fekat Bu Censüre’dir Azizim
PostDijital Internet is copyleft & kopimi
Nastenka Nastenka’ nın Derdi

Sevan Nişanyan’ ın açıklaması

21 Eylülde çıkan dine ilişkin yazımdan sonra, kabul edilebilir küstahlık sınırını aştığını düşündüğüm tavırlarla karşılaştım. Birkaç kez alenen fırça yedim. Yazılarım – herhangi bir açıklama veya ikna teşebbüsü olmadan – gelişigüzel makaslanmaya başladı. Ekim ayında çıkan iki kitabımdan gazetede tek satırla söz edilmedi. Gerekçe olarak, dine ilişkin yazılarımın “gazeteye zarar verdiği” söylendi. Gazetenin “bir süre” beni destekliyor görünmek istemediği bildirildi. Siyasi konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmam “tavsiye” edildi.

Listeyi güncelleyeceğim elimden geldiğince. Ama bir kaç şey yazmadan edemeyeceğim zira, birincisi “Taraf” değil mi idi bizi susturmak iistiyorlar diye bas bas bağıran? Peki Sevan beyi niye susturdular o zaman? Boşverseniz aynı haltın laciverti olduğunu gördük bu olay sayesinde. Sevan bey de umarım blogun da yazmaya devam eder, illa ki gazete köşelerine gerek yok blog’ da iyi bir silahtır. Üstelik günümüzde internet gazeteden daha büyük bir silahtır.

Censeo (değer biçmek, takdir etmek) fiilinden censor (/kensor/) eski Roma’da hem nüfus idaresi hem ahlak zabıtası görevi yapan bir yüksek görevlinin adı. Yaptığı işin adı censura (/kensura/).

Latincenin Kuzey Frengistan vilayetindekonuşulan taşra lehçesinde bu kelimenin telaffuzu ikibin yılda tanınmayacak derecede değişmiş. İnce sesliye bitişen /k/ sesi önce /ts/ sonra /s/ diye söylenir olmuş. Geniz /n/sine bitişen /e/ sesi ağzın gerilerine doğru kaçıp /a/ olmuş. /U/ sesi incelip /ü/ halini almış. Kelime sonundaki –a dişil eki de önce /e/ olmuş, sonra eriyip gitmiş. Modern Fransızca sözcük halâ aslına yakın bir şekilde censure yazıldığı halde /sansür/ diye okunuyor.

Türkçeye gazetenin icadından hemen sonra sansür de gelmiştir. Kelimenin 1900 civarından daha eski örneğini bulamadım henüz, ama tahmin ederim 1865’lerde Tasvir-i Efkâr’ın hükümetle başı derde girdiğinde Babıali’de birileri “fekat bu censure’dür azizim” diye mırıldanmıştır.

*

Şimdi diyorlar ki memlekete özgürlük geldi. Doksan seneden beri tabu olan şeylerden bile artık serbestçe bahsedebilirsin.

Ama bir de ne görelim? Bu sefer başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar.

Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!

Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde.

Bir el de sen uzat

Bu tür şeylerde iyi şeyler yazamadığım için yazıyı şu blogdan alıntıladım http://gamzeozgesaroglu.blogspot.com/2010/01/bir-el-de-sen-uzat.html arkadaştan özür diliyorum.

Değerli hocam Müge Çerman’ın sayesinde haberdar olduğum, yukarıda fotoğraftaki Safiye’nin beyin tümörü hastalığı nedeniyle olması gereken ameliyat masrafları için ona el uzatmaya ne dersiniz? Belki bir kahve paranız, belki sırf can sıkıntısından alacağınız bir kıyafet parası…ufak paralarla büyük umutlar yaratmak bizim elimizde. Lütfen duyarlı olalım…

Daha detaylı bilgiyi http://zipkinci.com/duyuru/40576-cok-onemli.html adresinden alabilirsiniz.

Banka : YAPI VE KREDİ BANKASI A.Ş.

Şube kodu : 339 MTK ALTINDAĞ / İZMİR

Hesap no : 84998061

Iban : TR180006701000000084998061

Hesap sahibi : MUHSİN ÇALIŞAL

www.telekomakazikgirsin.com ve yapılan haksız site kapama hakkında

Türk telekom’ u protesto etmek için “www.telekomakazikgirsin.com”‘ u almıştım ve ne yapacağıma karar verene kadar da sevdiğim bir arkadaşım illustürasyon çalışması yapmıştı, neyse biz siteyi sansüre, fahiş internet fiyatlarına, YASAL OLMAYAN dns sansürleri gibi şeyler için blog’ a çevirdik ve slogan olarakta “ELEŞTİRİNİN KAZIĞI” nı belirledik. Buraya kadar sorun yok. Bana ayın 10′ unda bir mail geldi, üstelik telekominikasyon firmasın’ ın avukatlarından ve paşalar konu başlığı yazmaya bile lüzum görmemişler. Metni aşağı’ da aynen aktarıyorum.

“Sayın ilgili

Sahibi ve içerik sağlayıcısı olduğunuz “www.telekomakazikgirsin.com” adlı site hem adı hem içeriği ile Müvekkil Şirket hizmetlerini karalama ve müvekkil Şirket tüzel kişiliğine hakaret içermekte olup, söz konusu sitenin içeriğinin kaldırılması – adının değiştirilmesi gerekmektedir.

“İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”in 5 nci maddesinde düzenlenen “bilgi verme yükümlülüğü” kapsamında site sahibine ulaşılmasını sağlayan “iletişim bilgileri” kısmının sitenizde olmaması nedeniyle 5651 sayılı kanun 9 uncu maddesi gereğince haksız ve hukuka aykırı içeriğin kaldırılması talebimiz size iletilememiştir.

Ayrıca site adının da Yargıtay içtihatları ile “açıkça toplumda hakaret olarak algılanan ifadeleri içeren” bir ad olması ve müvekkil Şirket tüzel kişiliğine hakaret içeren ifadeler içermesi nedeniyle site içeriğinin ve sahibinin belirlenmesi için mahkeme kanalıyla tespit yaptırılmıştır.

Bilirkişi incelemesi sonucu tespit edilen e-posta adresiniz kanalıyla, öncelikle 2 gün içinde site adının değiştirilmesi ve site içeriğinde yer alan müvekkil Şirket hizmetlerini kötüleyen ve hakaret içeren resim ve yazıların –yorumların site içeriğinden kaldırılmasını, aksi halde 5651 Sayılı Kanunun 9 uncu maddesi gereğince Sulh Ceza Mahkemesinde hakkınızda suç duyurusunda bulunularak, cezai ve hukuki işlemlere başlanacağını vekaleten ihtar ederiz.”

Tamam hoşlarına gitmemiş olabilir, ama hangi içeriği kaldıracağımı söylediler mi? Yoooo, sonradan telefon ile görüştüğüm de bana YÖNETMELİK olan bir şeyi yani iletişim bilgilerinin ZORUNLU olması gerektiğini söyledi ben de böyle bir şey olmadığını 1 ay önce kalkmış bir içerikten dolayı site’ yi kapatmalarının yasal olmadığını anlatmaya çalıştım, sonun da “olsun şey oluyor yayılıyor” diye bir laf geveledi karşımdaki ben de “bu da internetin gücü zaten” deyince işim var sonra konuşuruz dedi, ben de avukatım ile görüşmeleri gerektiğini söyledim. Neyse bizim kısa hikayemiz buraya kadar.

Ama işin asıl bomba tarafı şu site yayınlandığı andan itibaren aynı yerde olan www.nasilokunur.com, www.pansiyoncu.net, www.kaankavustuk.com a telekom dnsleri ile ulaşılamaması idi. Şimdi hadi yasal sansürü geçtim bu olan TEKEL KONUMUNU KULLANARAK SANSÜR OLMUYOR MU? Ve telekom yetkililerine buradan soruyorum, o blogda bunu yazmam işlerine gelmediği için mi kapandı o site yoksa, bunu ayan beyan söylediği için mi? Siz değilmiydinizi ttnet iş yerimi duyurduğunuz da hostlarında bol miktarda firma olan sunuculara kendi dns leriniz ile eriştirmeyen ve türkiyeye taşıtmak zorunda kalan? Siz değil misiniz dünyanın en pahalı ve en dandik internetini kullanıcıya giydiren? Siz değil misiniz cem Yılmaz a ferrari aldırırken alt yapıya 5 kuruş yatırım yapmayan? Şimdi bütün bunları düşününce eleştiri yersiz, nasıl olsa tekelsiniz ve bunu sürdürmek için elinizden geleni yapacaksınız, alternatif operatörlerin önünü Telekomünikasyon Kurumu ile tıkayacaksınız ve siz tekel kalmaya çalışacaksınız. Sizden olsa olsa tekelom olur telekomunikasyon sizin neyinize yahu? Tarla, ahır falan işletsenize!….

Kızılderililer ve Avatar

avatar-poster

Avatar 2009 Trailer

Bu gün filmin “özel göstermine” gittim, sinema.ekolay.net‘ e buradan teşekkürlerimi gönderiyorum.Neyse, filme geçelim. Öncelikle filmin yönetmeni ve senaristi, James CAMERON kendisini zaten Terminatör efsanesinden tanıyoruz. Neyse filme geçmeden önce size bir film daha önereyim, Little Big Man kızılderililerin yetiştirdiği bir beyaz’ ı anlatır imdb için tıklayın bakınız. Tabii konu james cameron olunca konu değişiyor ama olayların pekte değiştiğini söyleyemeyiz, neyse filmimiz başka bir gezegende geçiyor insanlar (Amerika) ve na’ vi ler arasında (kızılderililer). Na’vi lerin gezegenin de – ki adı pandora – çok değerli bir maden var navi kabilesi bu yatağın üzerin de – aaa pardon Amerikada’ da kızılderilileri madenler için yerlerinden etmişlerdi- barınmakta ve akabin de olaylar gelişmekte yalnız bu arada insan dna’ sı ile navi lerin dna’ sını birleştirip bir simülasyon ile ikiniz olan navi’ leri kontrol edebilmek gibi bir olay var zaten danaın kuyruğu burada kopmakta….. Neyse kısaca filmin konusu böyle ama, asıl güzel tarafına gelince James Cameron her zaman ki gibi James Cameron luğunu döktürmüş, zira efektler ve navi ler “sırıtmıyordu” bir iki yer de “oha bu ne lan bu alet bu kadar deve gibi değildi” oldum onun dışın da bir şey bir kusur yoktu, gerek senaryo gerek oyunculuk gerçekten çok iyi idi….

Neyse filmi bir çok arkadaş yazacaktır aslında ben karakterlere dönmek istiyorum. – Yav şimdi kızılderililerin savaşlarındaki düşmanlar ile özleşleştireceğim kırılmak gücenmek yok!…. –

Jake SULLY ( Sam Worthington): Jake sully Cezayir’ de sakatlanmış bir askerdir, abisi pandora gezegenin de ölünce ona düşen navi’ yi kontrol etmek Jack’ e kalır bu arada Binbaşı Miles Quaritch ( Stephen Lang ) Jack’ ten istihbarat istemektedir. Ve akabin de JAck yönettiği navi ile başka bir navi’ ye aşık olur. Bu kısım her aksiyonun olmaz ise olmazı. Neyse, asıl konu şu bu Litlle Big Man’ daki karakterimize çok benzeyen bir karakter bu yüzden başta adını verdim filmin, zira Aşkı kendisini Litlle Big Man’ daki gibi eğitir ve tam bir navi yapar.

Binbaşı Miles Quaritch ( Stephen Lang ): Aslında kendisini Oturan Boğa’ ya 3 kere yenilen “Sağlam Kıç Custer” a benzetebiliriz, zira kendisi tam bir asker ve ölüm makinesi aslında, zira psikopat’ a bağlamış ve paralı asker. Neyse aslında rolün’ de gayet başarılı olmak ile beraber, çizdiği karakteri tuttum.

Aslında film için yazılacak çok şey var üzerinden zaman geçsin ve bir kere daha izleyeyim öyle eklemeler yapacağım yazıya.

Blogspottan geçişin ardından

Eski blog’ um http://wincih.blogspot.com ‘dan geçişimin kısaca öyküsünü anlatayım istedim. Önce zaten fazla yazı yazan bir adam değilim neden bunu yaptım. Tabii ki, benim de yazmam gerekli ve bir şeyin “hazır” servis olması ile “kendinizin” olması arasında dağlar kadar fark var. Evet biraz karmaşık konularda yazıyorum kabul ediyorum bunu, zaten benim de belli bir konu da yazacağım diye bir sıkıntım yok açıkçası. Neyse kısa öyküye gelir isek. Bu domain’ i kendime “kurumsal” web sitesi yapmak için almıştım, sonrasın da epey zamandır boş durmakta idi baktım olacak gibi değil ve elim de çok güzel domainler var bunu 14 YILLIK nickim ile uyumlu diyerekten – wincih – blog yapayım dedim. Sinan İŞLER adlı arkadaşım – kendisi wp tema tasarımcısıdır altta sayfasının linki var ziyaret edebilirsiniz- bana tema yapmayı önerdi – evet tasarımdan anlamam – bende tamam dedim. Altyapı olarak wordpress kullandık, yakında kullandığım plugin ve seo araçları hakkında ayrıntılı bir yazı yazacağım. – Bakarsınız bir kaçta “wp-hack” tüyosu veririm kim bilir – Neyse. Kısaca boşta duracağına bir işe yarasın bu domain diyerekten blog nasıl açılırın kısa öyküsü. :)

Ps: Bu arada yazı karakteri Amiga workbench 3.9 a aittir, kısaca amiga forever diyip kapatıyorum. :) Sinan’ a ayrıca bunun için de teşekkür ederim. :)

Duruşmaya Destek Mitingi

TİYATRO SANATÇILARI ÇOCUKLAR İÇİN OKUYACAK

TARİH: 3 KASIM SALI
SAAT: 16.00
YER: OYUNCULAR TİYATRO KAHVE

Adres: İstiklal Cad. Rumeli Pasajı . No. 48/4  Beyoğlu (Ağa Camii Yanı) Rebul Eczanesi Üstü
Telefon: (212) 2451314

Okuma Tiyatrosuna Katılacak Olan Sanatçılar:
Mehmet Atak, Övül Avkıran, Ayça Damgacı, Halil Ergün, Murat Garipaağaoğlu, Kenan Işık, Kerem Kurdoğlu, Nedim Saban,
Ayşenil Şamlıoğlu, Adnan Tönel,
Sumru Yavrucuk, Berfin Zenderlioğlu

BUGÜN 3 KASIM 2009:
TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR SORUNU HÂLÂ ÇÖZÜM BEKLİYOR!

TMK Mağduru Çocuklar ve Adalet Çağırıcıları adına Eylül ayı yoğun, yorucu ve üzüntü verici geçmişti. Çoğu Diyarbakır’da (12 duruşma), ama aynı zamanda Adana’da (3 duruşma) ve İzmir’de (1 duruşma) görülen davalarda 65 çocuk yargılanmıştı. Davalar genellikle Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ertelenmiş, Adana’da 6 Eylül’de görülen bir davada ise üç cocuğa 3 yıl 6’şar ay ve 17 yaşındaki M.A.’ya ise 15 yıl 80 gün ceza çıkmıştı.
Yorucu Eylül’den çok daha yorucu Ekim’e geçmeye kendimizi hazırlarken, TMK Mağduru Çocuklar’a, ailelerine ve Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları’na umut veren olumlu bir gelişmeyle karşılaştık: 29 Eylül günü Bakanlar Kurulu adına açıklama yapan hükümet sözcüsü Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Terörle Mücadele Kanunu Mağduru Çocuklar sorununun çözümü için TMK’da üç konuda (çocuklara da ceza arttırımı getiren madde, 16-18 yaş arası çocukları çocuk ağır cezalarda yargılamayı engelleyen madde ve yine aynı yaş grubu çocuklara aldıkları cezada erteleme, paraya çevirme, hükmün açıklanmasını geri bırakma ve seçenek yaptırımlar uygulamayı yasaklayan maddede) değişiklik yapılacağını açıklamaktaydı.
Bu sevindirici gelişmeyi hemen değerlendirip kendi bakışımız ve katkımızı yapmak üzere 1 Ekim’de bir açıklama yaptık. “TMK Mağduru Çocuklar Sorununun Ele Alınması Olumlu Ama Sorun Bu Yaklaşımla Çözülemez” başlığıyla dağıttığımız metinde şunları söylüyorduk:
Birinci olarak, bu değişiklikler yapıldığında, örneğin 90 ay ceza almış bir çocuğun cezası sadece yirmi ay azaltılmış olacak. Bu çocuklar, şimdiye kadar düşük ceza almış bazıları dışında en az 71 ay 10 gün ceza almışlardır. Aralarında 190 ay ceza almış çocuklar vardır. Bu cezalardan sadece 20 ay indirim sağlayacak bir değişikliğin bu sorunu çözmeyeceği açıktır.
İkinci olarak, çocukların tamamının, yaş farkına bakılmaksızın çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaları önemlidir. Ancak çocuklara yüksek cezalar verilmesine neden olan yasa maddeleri değişmediği sürece, çocuk ağır ceza hâkimlerinin de şimdikinden farklı kararlar vermesi mümkün olmayacaktır.
Üçüncü olarak, on altı – on sekiz yaş grubu çocuklara seçenek yaptırımları uygulanmasının yolunu açmak da önemlidir. Ancak bu yaptırımların uygulanabilmesi için, örneğin erteleme için en fazla üç yıl ceza verilmesi gerekir. Bunun için ise, çocuklara üç yıldan fazla ceza verilmesine yol açan kanun maddeleri değiştirilmelidir. Aksi takdirde,  bu değişiklik de çocukların büyük çoğunluğuna bir yarar getirmeyecektir.
Bizler Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları olarak sorunun hukuki açıdan çözümü için, Bakanlar Kurulu’nun açıklamasını da kapsayacak biçimde sekiz konuda yasa değişikliği yapılması gerektiği görüşündeyiz. Buna göre TMK’nın;
1.           Cezaları artıran maddesi (madde 5),
2.           Çocuklara, örgüt ilişkisi olmasa da örgüt üyeliğinden ceza verilmesi uygulamasını önlemek için konuyla bağlantılı maddesi (madde 2),
3.           Yüzünü kısmen veya tamamen kapatmak nedeniyle çocuklara örgüt propagandasından ceza vermeye yol açan maddesi (madde 7/2-a),
4.           On altı-onsekiz yaş grubu çocukların çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanmasını engelleyen maddesi (madde 9),
5.           Aynı yaş grubundaki çocuklara hükmün açıklanmasını geri bırakma, erteleme, paraya çevirme ve seçenek yaptırıma çevirme yasağı getiren maddesi  (madde 13),
6.           Cezaların infazı ile şartla salıvermeyle ilgili maddesi (madde 17) ile,
7.           Türk Ceza Kanunu’nun çocuklara örgüt ilişkisi olmasa da örgüt üyeliğinden ceza verilmesine yol açan maddesi (madde 220/6) ve
8.           Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun taş atmayı güvenlik güçlerine silahlı direnme sayarak çocuklara ceza vermeye yol açan maddesi (madde 33-c),
çocuklar lehine değiştirilerek çocuk koruma hukukuna uygun hale getirilmelidir.
Dikkat edilirse Bakanlar Kurulu, önerdiğimiz çözümlerden 1, 4 ve 5. sıradakiler için değişiklik planlamaktadır. Diğer önerilerimiz dikkate alınmazsa TMK Mağduru Çocuklar sorunu gerçek anlamda çözüme kavuşmayacağından, Bakanlar Kurulu’nu, bu yaklaşımını gözden geçirmeye çağırıyoruz.
Bu çağrıyla yetinmedik, kafileler halinde meclise gidip milletvekilleri ve meclise dâhil olmayan diğer siyasetçilerle görüştük. Bundan bir süre sonra TMK Mağduru Çocuklar’ın annelerinden oluşan bir grupla tekrar meclise gittik. Mecliste ve siyasetçiler arasında kabul gördüğümüze, sorunun çocuk sorunu olarak görüldüğüne, Adalet Çağırıcıları’na hak verdiklerine şahit olduk. Çağırıcımız olan ya da olmayan gazeteci ve yazarlar, neredeyse okurlarına bıkkınlık verecek bollukta yazdılar, çizdiler ve sekiz maddelik değişiklikle çözülebilecek bu vicdan yarasına dikkat çekmeye devam ettiler.
Ancak 3 Kasım 2009’a eriştiğimiz şu anda sorunun bırakın bizim öngördüğümüz ve önerdiğimiz biçimde çözülmesini, 29 Eylül’de Cemil Çiçek’in aktardığı değişiklik çabası bile meclise gel(e)medi. Aradan bir aydan fazla zaman geçti ve TMK Mağduru Çocuklar tutuklu ya da tutuksuz olarak yargılanmaya, sıkıntı çekmeye ve adalet hissimizi zedeleyen kabul edilemez cezalar almaya devam etti. Üstüne üstlük, yeni tutuklamalar sayesinde aralarına yeni isimler de katıldı.

Ekim duruşmaları listesi şöyleydi:
·        2 Ekim’de İstanbul’da altı çocuk, her ikisi de 8,5 aydır tutuklu  15 yaşındaki G.B. ile 17 yaşındaki Y.A., 2 ay tutukluluğun ardından tahliye edilen 15 yaşındaki O.B. ve tutuksuz yargılanan 15 yaşındaki R.T. ile 17 yaşındaki R.A. ve R.Y. yargılandı. Tutuklu iki sanık da tahliye oldu ve duruşma 23 Aralık’a ertelendi.
·        6 Ekim’de Diyarbakır’da beş çocuk, 5 ay tutukluluktan sonra tahliye olan 15 yaşındaki B.A., M.A., Ş.A. ve B.S. ile 17 yaşındaki F.G.’nin duruşması 22 Aralık’a ertelendi.
·        Tutuksuz yargılanan 7 Vanlı çocuğun (15 yaşındaki A.K., B.S., D.K. ve V.A. ile 16 yaşındaki H.C. ve S.T.) duruşmaları 2 Aralık’a ertelendi.
·        Tutuklu olarak yargılanan Cizreli M.B.’nin 13 Ekim’de Diyarbakır’da görülen davası, 8 Aralık’a ertelendi.
·        20 Ekim’de Diyarbakır’da Nusaybinli iki çocuğun, 16 yaşındaki P.İ. ile 17 yaşındaki M.Ö. tahliye edildiler ama duruşma 11 Kasım’a ertelendi.
·        21 Ekim’de Adana’da 15 yaşındaki H.K., 16 yaşındaki İ.A. ve 17 yaşındaki K.G. 4 yıl 8’er ay ceza aldı. Adana’da 12 Ekim’de M.Ç. ve 19 Ekim’de M.A. aynı cezaya çaptırıldı. 21 Ekim itibarıyla Adana mahkemelerinde hapis cezası alan TMK Mağduru Çocuk sayısı 106 idi.
·        22 Ekim’de Diyarbakır’da 12-15 yaş arası ve tutuksuz yargılanan altı çocuğun (Ş.B., E.B., V.D., Ö.S., M.A. ve Ş.A.) duruşması vardı ve dava 12 Ocak 2010’a ertelendi. Diyarbakır’da aynı gün yargılanan 17 yaşındaki M.S.T.’nin davası da 17 Aralık’a ertelendi.
·        27 Ekim’de yine Diyarbakır’da 8 Batmanlı çocuk yargılandı. Bunlardan 16 yaşındaki A.E. 20 aydır tutuklu.
·        28 Ekim’de İstanbul’da yargılanan 18 yaşındaki V.A., yaklaşık bir sene önce Kasım 2008’de tutuklanmış. Yetim bir çocuk işçi olan V.A. annesinin deyimiyle “ekmeğine giderken tutuklanmış.” Duruşması 3 Mart 2010’a ertelendi. V.A. Mart’taki duruşmasına 14 aydır tutuklu olarak çıkacak.

Gelelim Kasım’a…
·        BUGÜN! 3 KASIM! İki ayrı şehirde üç ayrı duruşma var: Adana’da tam 15 Mersinli çocuk yargılanacak. Bunlardan 17 yaşındaki M.A. Şubat 2009’dan beri tutuklu; tutuksuz M.Ö. ve tutuklu N.İ. 13 yaşındalar. Diyarbakır’da görülecek iki davadan birincisinde 15 Şubat’tan beri tutuklu üç Batmanlı çocuk yargılanacak (15 yaşındaki İ.D., 16 yaşındaki A.A. ve 17 yaşındaki S.T.). İkinci davada ise Bismilli iki çocuk, yine Şubat’tan bu yana tutuklu 17 yaşındaki K.E. ile tutuksuz ve 16 yaşındaki K.G. yargılanacak.
·        5 Kasım’da Diyarbakır’da, 15 Şubat 2009’dan beri tutuklu, 16 yaşındaki K.A.’nın davası görülecek.
·        10 Kasım’da Diyarbakır’da, altı ay tutukluluğun ardından 16 Temmuz’da tahliye edilen G.G. ile S.K.’nın davaları görülecek. Aynı gün aynı yerde Mart 2009’dan beri tutuklu, Kızıltepe-Mardin’li, 16 yaşındaki A.B. de yargılanacak.
·        İzmir’de iki ayrı duruşma var: Bir süre önce tahliye edilen M.T., Y.T. ve V.T.’nin davası bir yanda görülürken, diğer yanda ikisi tutuklu üç çocuk daha yargılanacak. Bu ikinci gruptan A.G. şu anda 18’ini doldurdu; ama bu olana kadar 2 sene 2 ay tutuklu kaldı.
·        17 Kasım’da Diyarbakır’da, 8 ay tutukluluğun ardından 17 Mart’ta tahliye edilen 6 çocuğun davaları görülecek.
·        18 Kasım’da İstanbul’da 16 yaşındaki B.Y.’nin davası görülecek. B.Y. 20,5 aydır tutuklu.
·        19 Kasım’da Diyarbakır’da Cizreli ve 16 yaşındaki C.G. yargılanacak.
Son olarak bir Aralık başı dava haberi: 2 Aralık’ta Van’da 15 ve 16 yaşlarında 7 tutuksuz çocuk (A.K., B.S., D.K., H.C., S.T., Ş.Y., V.A.) yargılanacak.

Tutuklamalar
Ekim ayının başka üzüntüler getirdiğini de belirtmiştik: 14 Ekim’de, tam da TMK Mağduru Çocuk anneleri meclisi ziyaret ederken, Diyarbakır Ergani’de 5, Şırnak Beytülşebap’ta 4 ve Urfa’da 1 çocuk tutuklanarak Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne getirildiler. Böylece Diyarbakır’da tutuklu çocuk sayısı 19 oldu. Bundan iki gün sonra, 16 Ekim’de Hakkari’de 14 yaşındaki L.S. ve 12 yaşındaki D.T., “polise taş attıkları” gerekçesiyle evlerinde tutuklandılar.

Bu sapmayı giderin, bu sorunu çözün!
Biz Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları olarak, bulunduğumuz her yerde bu sorunun ne kadar büyük ve ne kadar kapsamlı olduğunu anlatmaya çalıştık. Bir kez daha tekrar edelim: TMK Mağduru Çocuklar sorunu Türkiye’deki tüm kimlik ve kesimlerden çocukları tehdit eden büyük bir vicdan ve akıl sorunudur. Bu sorunu çözmek, bir reform bile değildir. Sadece uluslar arası ve ulusal hukukuyla “suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenen çocuk vardır” anlayışını geç de olsa kabul edip yürürlüğe koymuş ülkemizde var olan hukuksal ve pratik bir sapmadır. Gerekli değişikliklerin tamamı yerine getirilerek bu sapma giderilmeli, mağdurların maddi ve manevi kayıplarının karşılanması için planlı ve kapsamlı bir çaba harcanmalıdır.
Avrupa’da bazı ülkelerde kabul edilen çocukluk yaşı 22-23’e kadar çıkmakta. 2008 Dünya Psikoloji Kongresi’nde çocukluktan yetişkinliğe geçiş yaşı 23 olarak açıklandı. Dünyada genel olarak çocuğun iyiliğini gözeten, çocukları korumaya yönelik bir eğilim görülmekte. Bu yüzden uluslar arası hukuk, “mümkünse çocuğu yargılamadan bir yaptırım uygulayın, olmuyorsa ve hiç olmazsa tutuklamadan yargılayın” demekte. Burada söz konusu olan sadece iyi kalplilik değil, aynı zamanda akıllılıktır. Dünya nüfusunun hızla yaşlandığı bir konjonktürde, bir ülkenin genç nüfusunun yoğunluğu büyük bir güç, bir avantajdır. Türkiye bu avantajı kullanmalı, çocuklarını hapisten çıkartarak en iyi eğitimle donatmalıdır. Aydınlık bir gelecek genç nüfusun gereken eğitimle ve en sağlıklı koşullarda hazırlanmasından doğabilir ancak.
Artık bu akıl ve vicdan tutulması aşılsın! Gereken düzenlemeler yapılsın ve TMK Mağduru Çocuklar’ın mağduriyetine son verilsin.
Ebeveynlerinin ırkları, dinleri, milliyetleri, sınıf bağları, ideolojileri ne olursa olsun ve çocukların cinsiyetleri ne olursa olsun, çocuklar sadece ÇOCUK’tur!
Çocuk gibi yaşamak, çocuk gibi muamele görmek yeryüzündeki tüm çocukların hakkıdır. Hakkı olmalıdır!
HERKESİN ÇOCUKLAR İÇİN YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY VARDIR!

Kalıpların Anarşizmi!…. (ff deki anarşist öyle olmaz diyenlere ithafendir)


Şimdi nereden başlasam bilmiyorum. Solcuların, nurcuların yada bilmemkaçlamasının kafasın da nasıl bir anarşist portresi var ise ben de çözemedim. Muhtemelen nurcu ve faşistlerinki “terörist lan bunlar” ama solcuların, demokratların ve hatta liberallerin kafasındaki “anarşist” i çözemedim. Anarşist nedir’ i açalım biraz.

Anarşizm yanlış kavramlarla kuşatılmış bir siyasal felsefedir. Bunun temel nedeni ise anarşizmin gerçekten de basit sloganlarla ve parti çizgileri ile ifade edilemeyen farklı bir düşünüş tarzına sahip olmasıdır. Gerçekten de 10 anarşistten anarşizmi tanımlamalarını istersiniz, büyük bir ihtimalle 10 farklı cevap alırsınız. Anarşizm siyasi bir felsefe olmanın ötesinde; siyasi, pragmatik ve kişisel yanları kucaklamış bir yaşam tarzıdır.”
Alıntıdır yazının devamı için tıklayınız.
Şimdi bu kadar ve kesin tanımları olmayan bir şeyi nasıl kalıplara sokuyorsunuz? Ne yani, insanlar yada ideolojiler tornadan çıkmış mı olmalıdır? Yoksa bu sizin gönlünüzde yatan mı?

Ff de başıma gelen bazı hadiseleri aktarayım, IMF protestoların da cam çerçeve inmesine tepki gösterdim “kofti anarşist” dendi, yetmedi karşı tarafın inandığı değerlere saygı gösterdim HAKLI OLDUĞU ZAMAN yanın da yer aldım “kofti anarşist” damgası yedim liste uzar gider. Evet anarşi isyandır, ama aynı zaman da herkes için eşitlik ister. Anarşist bireyler de isyankardır ama bunu molotof kokteyli ile de yapar fikirler ile. Anarşizm sorgulamaktır “neden” diye düşünebilmektir belki, ama şu bir gerçek ki kalıpları olan kişi yada bireyler “neden” diye soramazlar kalıplarını kıramadıkları sürece de anarşistiz  yada sen nasıl anarşistsin diyemezler.  Bu kadar basit.

Anarşizm temelde bir felsefedir bana göre eşitliği ve düşünmeyi ister. Bunun insanın “farklı” olması ile alakası yoktur.

Tabii memleketimin canım insanları işlerine gelmediği zaman “bok at izi kalsın” tadın da yazıyorlar asıl mesele de bu mu? yada anarşist nasıl olur diye bir el kitabı falan mı var? Var da benim mi haberim yok? Şimdi aklıma şu geldi. Eğer anarşistler tornadan çıkmış gibi tek tip olsaydı acaba anarşistim diyebilecekler miydi? Yoksa Propotkin yada Bakunin’ in kemiklerini mi sızlatacaklardı? Tıpkı insanlar gibi anarşistler de farklıdır, bu kadar basit. Sonuç olarak bu bir ideolojidir, fikirdir, felsefedir ve düşünce biçimidir tıpkı komünistler gibi herkes aynı fikirde olmak değildir yada aynı bu kadar basit. Sadece kafanızdaki profile uymadı diye insan yada insanları “koftilik” ile suçlarsanız siz nesiniz lan tadın da cevap alınca da bozulmayacaksınız bu kadar basit. Neyse bari tornadan çıkmış anarşizminize cevap olarak ne olmadığımı yazayım da tam olsun. Anlatmaya çalıştığım şu hiç bir ideoloji yada din kalıplara sığmaz bu kadar basit bir insan bir şeyi savunuyorsa adam/kadın eşcinsel de olur, müslüman da kimseyi de ırgalamaz. Eşcinelliğin dinden çıkma sebebi olmadığını savunan müslümanlara yada emperyalizme sövüp windows kullanana “kofti solcu” yada “kofti müslüman” diyor musunuz?

1-) Hümanist değilim evet kesinlikle değilim, dünyayı insanlar batırdı bu kadar basit.
2-) İnsanların yontulabileceğine inanmıyorum, bu yüzden de yontmak gibi bir niyetim yok ama dünyanın kurtuluşunun insanların yokolması ile olacağını düşünüyorum. Bu bağlamda faşizme yakınım da denebilir.
3-) Etoburum kuzu çevirme de en favori yemeğim.
4-) İnsanların neye inandığı umrumda değil, onlar benim için sadece “insandır” o kadar neye inandıkları da umrumda değil.
5-) Sola yakın falan hiç değilim sosyalizm yada komünizmin devlet eli ile kapitalizm den başka bir şey olmadığını düşünüyorum.
6-) Ayrımların her türlüsüne karşıyım türbanlı da insan eşcinsel de gerisi sikim de bile değil.
7-) Klasik müzik=Akortsuz Yaygara ben safkan metal dinlerim.
8-) Hayat basittir ben de basit düşünürüm, bazen felsefeye girerim oda canım isterse karşımdakine göre değişir.
9-) Küfürbazım, öyle terbiyeli yazdığıma bakmayın ağzımı açarsam recep ivedik yanım da halt eder.
10-) Greenpeace vb…. ile işim olmaz hiçbirine güvenmiyorum.

Neyse benden bu kadar. Eğer anladı iseniz yorum yazmayın, anlamadı ama anladı iseniz yorum gene yazmayın, yok anlamadı iseniz yorum yazabilersiniz bu kadar basit.

Öküzlük Manifestom

1-) Romantizm, kendini sanal gerçeklik ile aldatan kadının huysuzluk sebebidir anlamam.

2-) Kadınların ne istediğini bilmem, bilmekte istemem çoğu kendi de bilmiyor.

3-) Hanımağa istedi diye ne kılığımı ne de dinlediğim müziği ne de kendimi değiştiririm.

4-) Kadın ile erkeğe eşit davranırım ikisinin yanın dada aynı küfürleri ederim çekinmem.

5-) Önemli günleri unuturum doğumgünlerini hatırlarım ama tanışma yıldönümü yada bu ay bilmem kaçıncı ayımız sikim de bile değildir sizin hüsnü kuruntunuz. 6-) Hani sizin ıyyy kroya bak dediğiniz tiplerden tek farkım, biraz daha entel dantel olmamdır yoksa bi bok bildiğim den değil

7-) Öküzlük layığı ile yapıldığın da kroluk değildir, kroluk viski nin yanın da pastırma da istemek değildir gerçi.

8-) Bekaret falan gibi takıntılarım olmadığı için genel de numara yaptığım sanılır ve öküz denir.

9-) Toplum’ un örf ve adetlerini iplemem de sallamam da o yüzden öküz denir.

Kısaca sizin sandığınız sebeplerden parantez içine öküz kont yazmadım, toplumun normlarına uymadığım için kafadan öküz ilan edildiğim için s.kimde bile olmadığınızı göstermek için yazdım sizin öküz demeniz benim öküz olacağım anlamına gelmez o sizin benden duymak istediğinizdir ve sizin bana yakıştırdığınızdır, kutu gibi hayatınızdaki, kendi beyninizde yarattığınız boktan dünyanızdaki hayallerinizi neden yıkayım ki?

Warez, release dünyası, “korsan” hakkın da bir kaç kelam!….


Eveettt en son myspace ve lastfm’ in kapanmasından sonra, netdaş* toplantısı için hazırladığımama bir aksilik yüzünden katılamadığım sunumun bir kısmını buraya yazı olarak dökeceğim. Öncelikle warez nedir onu açalım.

“İnternet veya cd/dvd vb…. ortamlarda yapılan film, müzik, yazılım gibi paylaşımların genel adıdır” diyerek tanımı basitleştirelim. Daha ayrıntılı bilgi için Bkz.

Warez’ in nasıl yayıldığı isoların yada filmlerin nasıl dağıldığı hakkında bilgi için de pclabs da ilgili makaleye buradan ulaşabilirsiniz. Benim anlatacaklarım nette olmayanlar, bu işin bir felsefesi var mı? Releaserlar yada release grupları bu işi babalarının hayrına mı yapıyor? gibi soruların cevaplarını bulacaksınız. Neyse, başlayalım.

1-) Warez yada release gruplarının felsefeleri var mı?

Aslın da bu biraz garip bir durum baba grupların çoğu amiga zamanlarındaki scene gruplarının devamı bir yerde özellikle yaptıkları keygenlere baktığınız zaman eski amigacılar hemen kapar olayı. ( Bildiğim kadarı ile bir tek futuremark 3d mark diye bir bench programı yaparak “davayı” sattı) Aslında örnek vermek gerekir ise (zaten biliyorsunuzdur) Reloaded, razor1911 vb… dir. Aslında bu işin ilk dönemlerin de bir felsefesi vardı yasalardaki boşluklardan yararlanarak “bilgiye eşit erişim” denilerek aklanıyordu. Zaman geçtikçe ve yasalar sertleştikçe savaşta kızışmaya başladı. Yapanların bir kısmı bunu ego tatmini için yapıyor (razor1911 örneğin) bazıları da hala inandığı şeyler için yapıyor, bazıları da para için yapıyor. Gerçi piratebay a kapatma davası açıldığında büyük grupların çoğu kapanırsa kapansın bana ne moduna girerken, reloaded’ ın nfo larına (indirilen yada paylaşılan dosya ile ilgili bilgi içeren dosya) viva la resistance piratebay yazması kendi içlerin de bile anlaşamadıklarını gösterir ki zate rekabet halindedirler. Aslında bu işin bir felsefesi yok grupların felsefesi var denebilir.

Aslında biraz komplo teorisi üretir isek, şu anda interneti en etkin kullanan sektör porno sektörüdür, ve bunu o sektörün de web dünyasının “karanlık yüzü” olması sebebi ile bir yerde warez dünyası sağlamıştır, zaten bu iki oluşum da her daim birbirini destekler siz hiç normal reklam alan warez sitesi gördünüz mü? (astalavista, crackspider vb…. ). Peki amaç ne işte burada bir soru işareti beliriyor, bilinenin aksine warez grupları para kazanıyor bir topsite ın maliyetleri yıllık milyon usd leri bulabilirken “bağışlar” ile bunun sağlanabileceğini mi düşünüyorsunuz? En azından bana anlatmayın, neye inandığınızı bilmiyorum ben inanmıyorum.

Şimdi gelelim warez yada release grupları bu işin babalarının hayrına mı yapıyor kısmına. Ben açıkçası sanmıyorum. Metallica’ nın Deathmagnetic albümünü düşünün (aklımdaki en yakın örnek o) Fransa’ da bir müzik marketin erken satışa sunduğu “iddia” edilmişti albümün çıkmasına 2 hafta vardı. Şimdi bu medyaya düştüğün de kaç milyon usd lik bir reklam parsası oluştu sizce? İsteseler bu albümü 100 milyon usd ler ile böyle tanıtamazlardı tabii bu arada da İngiltere ve Fransa da telif yasalarının sertleştirilmesine internette kişisel özgürlükleri kısıtlayacak kararlar çıkıyordu. Şimdi bu release “bilgiye eşit oranda ulaşım” ilkesini delip geçti mi geçmedi mi? Peki 100 milyonlarca usd lik reklam yapan bir grup yada plak firması sizce bu işi bedavaya yapar mı? Sanmıyorum. Bazı gruplar ile danışıklı dövüşün olduğunu düşünüyorum ben. Ve evet ikinci örneğimiz de metallica dan Napster’ ı hatırlayın Metallica’ nın açtığı dava Riaa (bizdeki uzantısı müyap) elini güçlendirmedi mi? İnsanlar para cezasına çarptırılmadı mı? Ve telif ile ilgili kişisel gizlilik ilkeleri delinmeye başlamadı mı? En son örneği nereden versem dedim aklıma half life 2 geldi. Bildiğiniz üzere oyun yapım aşamasında iken, oyunun kodları çalınıp derlenip release edilmişti. Peki halflife 2 nasıl oldu da mükemmel bir başarı yakaladı?

Aslında burada mesele şu yayıncılar yada telif sahipleri düzenin (burada argo anlamında da kullanabilirsiniz) değişmesini istemiyorlar. Gerek müzik, gerek yazılım gerek ise film endüstrisi başta geliyor. Sebebini soracak olursanız, sonuç olarak yeni dağıtım kanallarını kullanmamak, sanatçıların kendi kendilerine yayın yapmalarını engellemek istiyorlar çünkü eğer telifler olmasa plak şirketleri para kazanamayacak ama Radiohead gibi albümünü internette bedava yayınlayıp dileyen bağış yapabilir gibi örnekler tuttukça daha sertleşiyorlar dahası gene korsanı kullanıp lobi yaparak insanların kişisel haklarını ellerinden alıp ve gene korsanı kullanarak hayatta yapamayacakları reklamları bedavaya yapıp üste lobi için zemin hazırlıyorlar. Aslında Mü-yap denen zerzevat kurumun lastfm ve myspace’ i KAPATTIRMASI da bağımsız sanatçıların plak şirketlerine mecbur kalmalarını sağlayan bir hamle idi dahası “nasıl yolarız” ı düşünmenin başka versiyonu idi. Aslında Riaa ve Müyap gibi kurumları çok okumuş cahillerin yönettiğini düşünüyorum. Dünya son 20 yılda çok değişti, ve buna ayak uyduramayıp fii tarihinden kalma yöntemler ile eskiye dönmeye çalıştıklarını düşünüyorum ama atladıkları nokta şu baskı karşı çıkmayı da beraberinde getirir. Neden yok edemedikleri ve edemeyecekleri de bir önceki cümlede belli de ğil mi?

Bakın Itunes’ a şu ana kadar milyonlarca şarkı satılmış, amazon.com pdf lere reklam vermenin patentini almış yani yakında reklamlara katlanarakta olsa, bedava kitap okuyabileceğiz. Peki bu durum da suçlu kim? Warez mi korsanı yarattı yoksa, endüstriler mi? Önce onun cevabını versek?

*netdaş: http://friendfeed.com/netdas

  • Son Yazılar

  • Kategoriler

  • Etiketler

    18 temmuz 2009 kreator konseri ahlaki erozyon bükçe Chp chp li metalciler diyanetin metalci açılımı dünyadan graffiti örnekleri Gazze Gazze saldırısı Grafitti grafitti yazıları hamas heavy metal israil ile nazi almanyası arasındaki fark? işçilerin müzikle isyanı kadın dili kadın erkek ilişkileri Kadın Hakları kadınlar Kreator Metalci açılımı Metalciler metal tarihi myspace erişim engellemesi namus nedir? Namus tanımı Nazi nur serter Oliver Cromwell partiler yasası Politika politikacılar politik mizah politik mizah denemesi release sansür soykırım Tarihteki 50 nutuk Tayyip Erdoğan unirock 2009 warez dünyası Çarşaf açılımı çarşaf sömürüsü İsrail İşçi hareketi ve metal